• Facebook Sosyal Simge
  • Instagram

© 2019 by Taskiran Medya. Proudly created with Taskiran Medya

Ara
  • Özkan Taşkıran

Bu bacaklar çalışacak arkadaş!

Onu tanıyınca içinizden 'Yürü be Alper kim tutar seni' diye geçiriyorsunuz. Hiçbir şey durduramıyor Alper Patır'ı... Ukrayna'da üzerine devrilen bir ağaç dalının yaşamını kararttığını düşünenler yanılır. Öyle bir azim hikayesi ki bu, sonunu tahmin etmek hiçbirimiz için zor olmayacak. Ayağa kalkması bile zor görülürken bir cihaz yardımıyla bile olsa 201 metre yürümesi bunu göstermiyor mu? Görünen o ki şimdi olmasa da Alper bir gün mutlaka yürüyecek. Onun hep söylediği gibi; 'O bacaklar çalışacak arkadaş!'


Fotoğraf çekimlerini yaparak tanıma fırsatı bulduğum özel insan Alper Patır'ın hikayesi

Habertürk'ten Ceyda Erenoğlu'nun özel haberi ile...



İlk gördüğüm an hissettim enerjisini. Bazılarının yapacağını söylediği şeyleri başaramayacağını görür, bazılarına ise tereddütsüz inanırsınız ya! Ben tüm kalbimle inandım Alper Patır’a. 400 yıllık bir armut ağacının dalıyla yaşamı değişen bu genç adam, hikayesine dair anlattıklarıyla farkında olmadan hepimize bir şeyler öğretiyor aslında. Başına gelenlere geçmeden önce ona dair birkaç şey söylemek isterim. Klasik bir profil değil Alper. Eminim hep dikkat çeken ve imrenilen biri olmuş. Yüksek enerjili, esprili ve hazır cevap. Zeki olduğu her halinden belli. Tutkularının peşinden gittiği de. 38 yaşında. Ama “28’im” dese inandırır. Kendisini kazanın olduğu gün doğmuş ve yaşama iki yıl önce başlamış gibi hissettiği için 2 yaşında olduğunu söylüyor.


Evli ve Berrak isimli 7 yaşında bir kızı var. Üniversitede beden eğitimi bölümünü bitirmiş. Basket oynamış ve antrenörlük yapmış. İlgisini hep ekstrem sporlar çekmiş. Dalış, dağcılık, yamaç paraşütü ne varsa denemiş. Kaza geçirdikten sonra tekerlekli sandalyeyle dalış bile yapmış diyeyim anlayın. Saymakla bitmiyor ilgi alanları. Tam bir doğa aşığı. AKUT gönüllüsü olarak çalışmış yıllarca. Gelen bir teklif üzerine tıbbi mümessil olmuş. 15 yıldır büyük bir ilaç firmasında çalışıyor. Seyahat etmek vazgeçilmezlerinden. Türkiye’de gidip görmediği yer kalmamış. 2007 yılından beri dünya turu yapma hedefiyle her fırsatta soluğu yurt dışında almış. Bazen eşiyle bazen arkadaşlarıyla bazen de kendisine eşlik eden sırt çantasıyla.

İŞTE KAZA ANI



Sonra bir gün 4 arkadaş Ukrayna’ya gitmiş. Daha doğru bir ifadeyle gitmek zorunda kalmışlar. Gerçek rotaları Avrupa şehirleriyken vizeyle ilgili bir sorun planlarını alt üst etmiş. “Hadi Ukrayna’ya gidelim” deyip soluğu Kiev’de almışlar. Kaza yaşamının en güzel dönemlerinden birine rastlamış. Hem özel hem iş anlamında çok yükseldiğim ve kendimi bulduğum bir dönemdi” cümlesi bunu gösteriyor. Her şey bir müze ziyareti sonrasında olmuş. Müzenin bahçesinde, “Şimdi nereye gidelim?” diye ellerindeki haritaya bakarlarken altında durdukları 400 yıllık armut ağacından çatırtılar gelmiş. Anlamamışlar önce. “Maymun filan mı var?” diye bakmışlar dallara ve aynı anda tehlikeyi fark edip kaçışmaya başlamışlar. 3’ü aynı yöne kaçarken sadece Alper ters yöne koşmuş ve ağacın en büyük dalının altında kalmış.


FİLM KOPUYOR

Dalın üstüne düşüş anını hatırlamıyor. 3 dakika nefessiz kalmış. Sanki film kopmuş... Ardından acılar içinde kendine gelmiş. AKUT tecrübesi olduğu için teşhisi koymakta zorlanmamış. “Felç oldum” diye düşünmüş ve tekrar bayılmış. Yeniden ayıldığında bile ne yapması gerektiğini biliyormuş. Ambulans gelene kadar yanına kimseyi yaklaştırmamış ve yaşamının bilinçsiz bir hareketle riske atılmasına engel olmuş. Ambulans gelince her yer yeniden kararmış.

HASTANE GÜNLERİ

“Gözümü açtığımda kendimi kasap dükkanında sandım” diyor ve devam ediyor: “60’lı yıllardan kalma bir hastanede olduğumu sonra fark ettim. O hastanede tam 3 gün baygın yattım. Kendime geldiğimde başımda abim ve eşim vardı. Bana tüm yaşadıklarımı anlattılar. Kaza hikayemi onlardan öğrendim. 2 ameliyat geçirdiğimi de. Aynı gün 2 ameliyat daha oldum. Son ameliyatım 13 saat sürünce herkesi korkutmuşum. O eski hastanede en büyük şansım ameliyatlarımı yapan doktorun Ukrayna’nın en önemli beyin cerrahlarından biri olmasıymış.”



TÜRKİYE’YE GELİŞ

Kazadan 14 gün sonra Sağlık Bakanlığı’nın gönderdiği ambulans uçakla Türkiye’ye getirilmiş. Bu defa Ankara’da özel bir hastaneye yatırılmış. Bu süreci gülerek, “Apart evden 7 yıldızlı otele geçmiş gibiydim” diye anlatıyor. Sonrası yine çok sayıda ameliyat, fizik tedavi seansları ve yüksek bir sabır olmuş. Hala öyle…

İNSANIN GÖZ ÇUKURU KIRILIR MI?

Kazadan sonra vücudunda 30’u aşkın kırık varmış. “İnsanın göz çukuru kırılır mı? Benim kırıldı ve resmen yüzüm kaydı” diyor. Sadece çenesi ve sağ kolu sağlammış. Onun dışında vücudunun her yerini kırıklar sarmış. Dinlemek bile yorarken yaşamanın nasıl bir şey olduğunu siz tahmin edin. Yüzünde 10 vida ve mini plaklar, sırtında 8 çivi ve bir platin, femur başında bir büyük platin ve 2 çivi, kalça kemiğinde 2 büyük çivi, sağ diz kapağında 3 çivi ve teller… Bel altı ise felç.

6 AMELİYAT DAHA

Ankara’da 6 ameliyat daha geçirmiş ve 10 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu edilmiş. Kırıkların iyileşmesi için 2 ay beklemiş ve yine Ankara’ya giderek 2 ay boyunca fizik tedavi görmüş. Sonrasında evine yakın olduğu için Pamukkale'de özel bir fizik tedavi merkezinde tedavi almaya başlamış. Dile kolay 2017 yılının Kasım ayından beri haftada 4 gün oraya gidiyor.



VÜCUDUMU GÖRSENİZ İNANAMAZDINIZ

Ona baktığınızda güçlü, kuvvetli ve sportif birini görüyorsunuz. Oysa kazadan sonra bacakları incecikmiş. “Kolum kemikten ibaretti" diyor. Şişirerek gösterdiği kolu şimdi gayet kaslı ve iyi durumda. Tüm vücudu öyle aslında. Beslenme şekli, güçlendirme çalışmaları, doktorların uygulamasını istediği şeyleri harfiyen yapması onu bu noktaya taşımış.

YÜRÜYEMEYECEĞİME BİR AN BİLE İNANMADIM

Böyle birinin inancını yitirmesinin zor olacağını bilsem de sordum ve tam da düşündüğüm yanıtı aldım; “Yürüyemeyeceğimi hiç kabullenmedim. Bir an bile düşünmedim. İç sesim hiç karamsar olmadı. Bu noktada eşim ve kızım başta olmak üzere ailemin de büyük desteği oldu. Eşimin yaşamı da zorlaştı ama ona “Of!” dedirtmemek için elimden geleni yapıp kimseye kendime bir engelli gibi davrandırtmadım. Bu yüzden eşimle ilk günkü gibi sıcak ve samimiyiz birbirimize. Şunu biliyorum ki bir insandan ne kadar çok şey istersen senden uzaklaşır. Ben de gücüm yettiğince her şeyimi kendim yapmaya çalıştım. Özellikle araba kullanmak beni çok özgürleştirdi. Hastaneye kendim gitmeye başladım. Bir de fark ettim ki bu zamana kadar hep dost biriktirmişim. Onlardan küçük bir yardım almakta bile zorlanırken, “Sen yıllardır insan ve hayvanlara iyilik yapıyorsun, Ağaçtaki kediyi, dağdaki keçiyi bile kurtarıyorsun. Biz seni bir hastaneye götürmüşüz çok mu?” dediler bana.

ÇEKTİĞİM ACILARI TAHMİN EDEMEZSİNİZ

Normalde sabırsız biri olduğunu söylüyor Alper Patır. Buna karşın yaşadıkları ve yürüyeceğine duyduğu inanç onu değiştirmiş. Yüksek bir sabırla yürüyeceği o günün gelmesini bekliyor. Bu konuda en küçük bir şüphe duymuyor. Bunu yapması çok mu kolay sanıyorsunuz? Yüksek motivasyonlu ve şikayet etmeyen biri olması yanıltmasın sizi.

“Şu an çektiğim acıları anlatsam inanamazsınız” diyor ve devam ediyor: “Sık sık kasıklarıma verilen elektroşoka benzer bir acıyla 10 saniye çarpılıyor gibi hissediyorum, bazen de ayaklarımın altında mangal yanıyor sanki. Birine, ‘Test etmek ister misin?’ diye sorsam kimse kabul etmez. Tüm bu zorluklara rağmen pes etmiyor, şikayet etmiyor, yüzü hep gülüyor. Engellilerin yaşamdan kopmamaları, koparılmamaları gerektiğine inanıyorum” diyor ve bunun en çarpıcı örneğine geliyor.



O KOŞUDA AYAKTA 201 ADIM ATTI

“Wings for Life” omurilik sakatlanmasına çare bulunması için bu sakatlıklara kaynak yaratmayı amaçlayan bir yapı. Bunun için dünyanın birçok yerinde isteyen herkes koşuyor. Bu koşuya tekerlekli sandalyeliler de katılıyor. Haberimizin belki de en önemli yerine geliyoruz.

Alper Patır’ın bu koşuya katılması tüm okuduklarınızdan sonra hiçbirinizi şaşırtmasa gerek. Şaşılacak olan şu; Alper bu yarışa tekerlekli sandalyesiyle katılmadı. Önce kendine 200 metre hedefi koydu ve ayakta tam 201 metre yürümeyi başardı. (Bugüne dek en çok 50 metre yürümüştü.) Bunu “uzun yürüme cihazı” yardımıyla yaptı.

Sakın “Cihaz yardımıyla yürür tabii!” diye düşünmeyin. Yürüyemez! Eğer görüşünüzde ısrar ediyorsanız onun durumundaki biri için bir adım atmanın bile ne kadar zor olduğunu bilmiyorsunuz demektir. Çünkü sadece cihaz yetmiyor. Bel dengesi ve vücut gücü de gerekiyor.

EPİDURAL STİMÜLASYON

Bu noktada bir tedaviden bahsetmemizin zamanı geldi. “Epidural Stimülasyon”, dünyada 6 merkezde uygulanan bir tedavi türü. Türkiye’de ilk kez Denizli Pamukkale Üniversitesi’nde Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Lütfi Gürses tarafından Alper’e uygulanmış. Dünyada uygulamanın yapıldığı 12 civarında vaka olduğu belirtiliyor. İşlemde omuriliğe bir pil yardımıyla belli aralıklarla elektrik akımı verilip sinirler uyarılıyor. Sinir bunu kendi başına yapana kadar yapılan işlemi taklit ediyor. İşlemin bir mucize olmadığının, bir günde ayağa kalkmanın mümkün olmadığının bilinmesi gerekiyor.



O BACAKLAR ÇALIŞACAK ARKADAŞ!

Alper’in hikayesi böyle. O inancını hiç yitirmeyen bir savaşçı. Ne zaman olacağını bilmese de yürüyeceğine inanıyor ve kendi durumunda olanlara destek olmak için mesajlar veriyor, bilgilendirmeler yapıyor, motivasyon konuşmaları gerçekleştiriyor. Diyor ki; “O bacaklar çalışacak arkadaş!” O bunu söyleyince inanıyor ve siz de bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Takip edin Alper’i. Onu iyi tanıyın. Bu genç adamdan öğreneceğimiz çok şey var çünkü. Röportajımızın sonunda söyledikleri bile bunu gösteriyor.

O AĞACIN OLDUĞU YERE GİDECEĞİM

“Desteksiz yürüdüğüm gün ilk işim kazanın olduğu Kiev’e, o ağacın bulunduğu yere gitmek olacak. Ağacı kestiklerini duydum ve çok üzüldüm. Ağacı cezalandırmak ne demek! 400 yıllık ağaç kesilir mi hiç? Yeni yaşamıma o ağacın olduğu yerde başlayacağım.”

Yaşamını tümden değiştiren ağaca bile kıyamayan yüce bir ruh Alper Patır. Yolun açık olsun Alper! Yürüyeceğin o yolda yalnız değilsin.

Kaynak : Habertürk

haberturk.com Ceyda Erenoğlu

17 görüntüleme